Ybr 125 İle Karadeniz Gezisi

01 Ağustos 2009

EYDUREY ‘ İN KÜÇÜK MOTORLA BÜYÜK KARADENİZ GEZİSİ
ROTA: NİĞDE-kayseri-sivas-erzincan-kelkit-bayburt-ispir-moryayla-yedigöller-ikizdere-rize-ardeşen-çamlıhemşin-zilkale-çat-verçenik yayla-ayder yaylası-yukarıkavron-ardeşen-yukarıdurak köyü-ardeşen-rize-uzungöl-trabzon-sümela manastırı-gümüşhane-kelkit-erzincan-sivas-şarkışla-pınarbaşı-sarız-kayseri-NİĞDE
01 AĞUSTOS 2009 GÜNLERDEN CUMARTESİ;
Bugün niğde’ den saat 08:00 gibi yola çıktığımda motor km’ si 1666′ yı gösteriyordu. Saat 18:00 gibi erzincan öğretmen evine ulaştığımda 2256 yı. altılarla gidiyoruz bakalım.
Niğde den saat 08 gibi çıkıp kayseri’nin çevre yolunu geçip sivas istikametine seyrederken gözüm hep yakıt ibresindeydi, ybr nin yarım depo kadar yakıtı kalmıştı. Çevre yolunu geçtiğimde PO 2 km yazıyordu fakat bu 2 km bitmek bilmedi PO’ ya 30-40 metre kala motor öksürerek durdu. Sonuç yakıt bitti. Seyir halinde iken seyir halinde iken hemen yedeğe alıp 2-3 marş basmada motor tekrar çalıştı ve o 20-30 metreyi bitirdim. Yaklaşık 3o tl lik yakıt aldım, beleş çay içtim. Niğde den PO ya kadar hiç durmadım. Bu sefer 3 nefes alıp sivas a ulaşmam gerekiyor bu da 200 km demek 3 nefesin etkisiyle sivas ın girişinde ki opet te durdum. Yakıt yaklaşık 20 tl. sivas yolunun fazla uzun olmayan kısmı tekyön yol. Sivas tan çıkarken tabela 240 km erzincan yazıyordu biraz bana uzun gibi geldi ama neyse. Sivas zara arası ve hatta imranlı ya kadar yol mükemmel, ben bu yolları başka yerde görmedim. Tükür yala, tükür yala o kadar yani. Bu arada niye tükürüp yalıyorsak? Refahiye ye kadar molası geldim. Motorun üzerinde arasıra kalkıp inmeler cabası. Mutlaka bu motorların oturgaçlarını mercedes tırları gibi yapmaları lazım refahiye PO da bir 10 dakika kadar dinlenip kalan 70 km yi tamamlamak için yola düştüm. Erzincan a az kala sakal donduran ın ya da tutanın oralarda yıldırımlar düşmeye ve hava ciddi bozmaya başladı. Hemen avcı yağmurlukları giydim. Bunları giyerken ayakkabılar la paçanın uyumsuzluğunu yaşadım imdadıma çakı yetişti bol paçaya dönüşüverdi hemen. Şu bizim tek parmaklı tatonka eldiven de süper çıktı, bileklere kadar kavrıyor yalnız tek parmaklı eldivenle motor kullanmak kolay çok hissettirmiyor. Unutmadan anlatayım eski siyah kenarı çizgili tozluklarım mükemmel ötesi iş yaptılar. Tozluk takılınca rüzgar toz yağmur hepsi hava civa harika bir icat valla….
Erzincan ın nüfusu 70 bin e yakın çok güzel bir şehir. Her yanı yeşillikler içerisinde bazı kaldırımları niğde nin bor ilçesinden daha geniş. Insanoğlu böyle illeri gördükç e tarih kenti olan niğde nin ne hallere düştüğünü üzülerek görüyor. Bütün belediye başkanlarını hatta ölülerini bile çıkarıp dizecen ipe. Bir şehir bu kadar mı kötü yapılır. Örneğin niğde. Aslında işin bu yönüyle iyide turizmi yapılır niğde nin. Emin a nin kulakları çınlasın oğuz a de eşlik etsin. Yolda aklıma bin türlü espriler geldi ama şimdi hatırlayamadım. Bir cihaz icat edecen düşündüklerini kaydedecekveya kaskın içine ses kayıt cihazı koyup habire kayıt edeceksin.
Şu bizim uşak yurigagarin in namı diğer nurettin in esprisi aklımdan çıkmaz. ”300-400 km gitsinde ağzı götüne dönsün”
sivas taraflarında ilçelerin nüfusları hayli az 4000 3000 gibi… refahiye de PO cu ya sordum
– nüfus neden az
– hepsi gurbetçi
– dönen var mı?
– Hiç yok!
Herhalde türkiye nin en büyük fabrikası gurbetçiler.
-hangi fabrikada çalışıyorsun?
– almanya fabrikası
– sen?
– Almanya
– ya sen?
– Almanya
– enteresan
aslında bu almanya fabrikasının amblemini yapıp patentini almak lazım.
02 ağustos 2009 (ikinci gün)
gelelim ikinci güne;
sabah 08 çıkış 12:30 ispir e varış moryayla da km 2575 i gösteriyor. Demek ki ispir moryayla 35 km. Erzincan-ispir 284 km.
Erzincan öğretmen evinde saat 06:20 de uyandım bir güzel elimi yüzümü yudum, tıraş oldum.eşyalarımı toplayıp 4.kat olan bana göre 3. kat odamdan aşağıya indim tabi k, kapı kilitli. Klasik öğretmen evlerinde ki olay burda da var. Baktım kanepenin üzerinde bir uyuyor biraz yaşlı ” emmi kapı açılmıyor, ne yapayım?”
cevap ” elinle ittir açılır” bende yan kilitleri açıp, ittirdim ve kapı açıldı. Direkt şehrin içerisine girerek gördüğüm ilk çorbacıda mercimek çorbamı içtim ve yola düştüm. Amaç erzincan dan bayburt a ve ardından ispir yedi göllere geçmek. Bir gün önceden depoyu fullemiştim. Bayburt a doğru yol almaya başladım. Mesafe 154 km kitaba göre böyle yollar epey virajlı ve yer yer yol yapım çalışmaları var. Bayburt a girişte levhalara göre ispir diye yazmıyor ama çaykara yönüne girdim. Bundan evvel erzincan kelkit arasında yer yer yol yapımı var idi ve ancak kelkit ile bayburt arasında yol yapımı yoktu. Gerçekten kelkit-bayburt arası yol çok güzel böyle ovanın etrafında sanki ovayı hiç incitmemek için içinden yol yapılmamış hissi veriyor. Yol ovanın etrafında dolanarak bayburt a ulaşıyor. Bu yolu çok sevdim. Bayburt- çaykara arası yoldan sağa yani ispir e döndüm. Levhalar hep var ilk başlarda yol çok harika gidiyor, çünkü ağaçalrın ve köylerin arasında gidiliyor. Bazen öyle oluyor ki köylerin içinde ancak tek araç geçecek kadar yol kalıyor. Tabi ki yolun böylesi güzel. Bu güzel ağaçlıklı ve köylü yollardan geçtikten sonra yolun bir kısmı hayatımda görmediğim keskin virajlarla douluydu. Öyle ki mersin antalya yolu arasında ki virajlardan kat be kat fazlaydı bayburt çaykara arasında ki virajlar. 6 km yol yapımının olduğu yolu 1,5 saatte geçtim. Ben bu koca koca taşlı yolu geçtikten sonra dünya da geçemeyeceğim yol yoktur herhalde diye düşünmeye başladım. Bu yolun güzel taraflarından biri de hep çoruh nehrini görerek gitmek. Pazaryolu levhaları verilmeye başlandıkça yollar yavaş yavaş düzeliyor. Nihayetinde ispir e ulaştım. Ispir 44 km kadar içeride kaln bir ilçe.ispir e girerken PO yu gördüm gösterge bu arada tek çizgiye düşmüştü. Hemen 29 liralık benzinle depoyu doldurdum. Demek li erzincan ispir arası 29 lira yiyor. PO cuyla biraz sohbet ettikten sonra y planı değişti m planı devreye girdi. Her zaman bir yer için 3 tane alternatif plan yapıp ilk ikisini uygulamaya çalışmak gerek. PO cu bu yolun daha 9 km kadar ispir den sonra böyle sürdüğünü ve hatta saat 18 den sonra yolun kapatıldığını söyledi. ” en iyisi sen y planını değiştir, m planına geç dedi.” PO cunun dediğini yaptım. Ben hemen m planına geçtim. Y planında amaç ispir- yusufeli yolundan aksu yoluna dönüp yedigöl köyüne ulaşmaktı. Burdaki amaç yedigöl köyünde iki gün kamp kurup bir gün yedigöllere, bir gün de kapılı göllerden geçip verçenik dağına ulaşmaktı. Iki günümü burada geçirmeyi düşünüyordum. Hemen m planı olan moryayla ya yöneldim. Ispirden ikizdere yoluna (rize) döndüm. Yaklaşık 15 km sonra sağa doğru çayırözü köyüne döndüm. Burada yön levhaları gayet güzel km sine kadar gösteriyor. Bu yoldan yine kıvrıla kıvrıla (yol toprak) moryayla ya indim. Birden önümde ki yolun zincirlenmiş olduğunu gördüm. Zincirin üst tarafında oturan başörtülü sefil bir kız koşarak geldi.
-Abi yedi göller paralı.
-hadi ya niye?
-Orda çöp bırakıyorlar da temizlik parası.
-Bunun ne zaman icat ettiniz?
-bu yıl
-peki kaç para?
-5 lira abi
– o zaman zincir inecek mi?
– He abi
– peki makbuz da verecen mi?
– Kııı ayşe makbuzu getir.
Yukarda ki konuşmalar olurken aklımdan bir sürü şey geçti. Neyse kızın oturduğu yer tuvaletli, misafirhaneli, yatmalı bir yer. Ben burda durmadan yola devam ettim. Moryayla ya gelirken karşıda yedigöl yolu göründü. 1 km gittim gitmedim motor stop etti. Yokuşu çıkmam diyor yüklü olmasa daha önce ki tecrübelerimden bu yolu hoplaya zıplaya çıkar diye düşündüm. Hemen bir u dönüşü yapıp tekrar yolun zincirlendiği wc si yatma yeri olan yere döndüm. O anda zincirl yerde iki tane jeep yedigölleri soruyordu. Hemen jipin kasasını gözüme kestirdim. Erestek-kerestek, öteden beriden, rica minnet kasaya montumu ve makinemi aldığım gibi atladım. Kulak misafirliğimden içlerinden birinin kaymakam olduğunu duydum.yedigölleri görmeye gelmiş. Motorla yolu çıkamayıp dönerken 3 tane dağ bisikletçisiyle kafa selamıyla selamlaşmıştık. Makinamı çıkardım karşı yamaçların fotğraflarını çekerken pikabın arkasından bir abi beni de çek diyor bir de baktım bizim kafa selamı verdiğimzi bisikletçilerden biri. Abi ben biraz antremansızım diğerleri antremanlı. Anlayacağınız küçükken yaptığımız kamyonetlerin at arabalarının beygir gücünden yararlanmak hemen bir el kasada bir el gidonda yola devam…
bizim kaymakam yedigöllere 1 km kala durdu. Muhtarla beraber pınarın başında piknik yapacaklar. Ben ceketi aldığım gibi yedigöllere. Az bir terledikten sonra tam yedigöllerin başında isuzu kamyonet, minibus ve arazi aracı yanlarında da biri selamlaştık. Yedigöllerden sırtlarında piknik tüpleriyle tenis torbalarıyla gürültülü çıkanlar. Neyse ben fotoğraflar çektim. Yedigölleri izledim. Sol tarafta gözüme kestirdiğim tepeye çıktım. Fotğraf çektim çektim çektim…sağ tarafta saat 2 yönünde verçenik dağı bulutların arasında bir baktım kamyoncular toplandı hemen hızlanarak ve hatta koşarak kamyonculara ulaştım attım kendimi kasaya haydi moryaylaya…
yedigöl yolunda her araç yedigöllere ulaşır, gözlerimle gördüm. Geldim moryayla ya güzel bir sekinin üzerine çadırımı kurdum. Migrostan aldığım ledli lambayı tavana astım ortam 10 numara… yedigöller moryayla arası 7 km..
moryayla dan çıkıp yedigöller e giderken yandaki levha nazar ı dikkatimi celp etti. (çizim)
ispir e hoşgeldiniz levhasıyla giderken üç yol ağzında bildik lokanta, çayhane ve bakkal var. Lokantanın ismi dörtyol lokantası ben saydım aslında üç yol var.
Dönüşte ispir-bayburt yolunu kullanmayacağım kesinlik kazandı. Muhtemelen trabzon gümüşhane erzincan yolunu kullanırım.
– yukarıda bahsettiğim üç yol ayrımında ki dörtyol lokantasında bol yağda pişmiş kavurma yedim. Bol yağlı sevenler için çok güzel, kısa sürede kenarlarda yağ donuyor yiyen 3-4 gün aç kalmaz.
– Bir de bu bölgelerde silah merakı çok fazla yedigöllerde ki tepeye çıktığımda aşağıda pat pat silah sesleri. Benim kamyoncular aşağıdan yukarı çıktıklarında pat pat silah sesi, yine beni yukarı çıkaran bay kaymakamın aracındakiler 200-300 metre ileride ki şişeye ateş edip duruyorlar. Bizde kasada onları izleyerek moryayla ya doğru devam ettik. Geceleyin ilerleyen saatlerde tepemdeki yolda (yol bana birkaç metre) iki el pat pat silah. Adam istanbul la ilgili şeyler söyleyerek uzaklaştı. Beni bir müddet uykumdan etti.
03 08 2009 pazartesi
bugün km’ yi sıfırladım. Kamp yerine 271 km geldim. Motor km si 2847 km. Mor yayladan çıkış km si 2575 km 1 km lik fark küsürattandır.
Öncelikle kamp yerimi tanımlayayım. Ortaköy ün hemen altında yer alan (biraz aşağısında) köprünün hemen yanında kampımı kurdum. Moryayla da saat 06 ya doğru uyanıpi kahvaltımı yapıp sekize 18 kala yola düştüm. 18 km sonra ikizdere-rize yoluna girdim. Yolun durumu niğde nin yamalı yolları gibi. Ovit yaylasını ve dağını geçip artık aşağı dopru yöneldiğimde sis bulutu beni sarmaya başladı. Ovit yaylası adeta iki iklimi birbirine bağlayan kapı gibi. Bir taraf doğu anadolu iklimi bir taraf karadeniz bir kaç fotoğraf çekip aşağı doğru inmeye başladım. Sağımda ve solumda ki yamaçlarda artık tipik karadeniz evleri. Manzara harika. Işte karadeniz büyüsü sis. Sislerle yayla evleri enfes görünüler oluşturuyor. Ikizdereye kadar yer yer yol çalışmaları var. Ikizdere il rize sahil yolu arasında inanılmayacak kadar çok tünel ve yol çalışması var. O derece ki insana artık gına getiriyor. Düş vitesi yükselt vitesi hep böyle. Ilk başlarda pankartlar ” hes e karşıyız hes i istemiyoruz” bende alayına karşıyım. 15 m tünel çalışması, 20m şantiye çalışması. 15 tünel çalışması 20 m şantiye çalışması. 25 metre yol bozuk vs vs vs. Artık fotoğraf çekmeyi de bıraktım.
Ikizderey gelmeden önce sağ vadiye bir yol ayrılır. Levhaları veriyor. Bu yol cimil yaylasına ve çağrantaş yaylasına götürür. Cimil yaylası yanılmıyorsam 28 km idi. Asıl durum şu çağrantaştan , baltaş aşıtından şu anda bulunduğum yere yol var. Bu yol ortaköy e kadar geliyor. Google earth ten öyle görünüyor.
Nihayet sahil yoluna vardım. Sahil yolunu gerçekten güzel yapmışlar ” SAHİL YOLUNA DA KARŞIYIM” bu güzel sahil yolundan neredeyse sabit hızla ardeşen e ulaştım. Ardeşen merkeze girmeden direkt olarak çamlıhemşin e devam ettim. Çamlıhemşin yolu çok güzel. Çamlıhemşin ardeşen yolu 20 km. Ben yakıtı çamlıhemşin den alırım diye ardeşen PO ya girmedim. Biraz üşendim. Bu arada çamlıhemşin e 5 km kala yaklaşık 200 m kadar yol bozuk. Hiçbir işaret olmadığından bu yola 70 km hızla daldım aman allahım ha düştüm ha düşeceğim derken bu 200 metreyi düşmedem atlattım. Gelen araçların hemen hemen hepsi aynı hızlarda bu yola girip adrenalin miktarlarını ve kalp atış hızlarını artırıyorlar. Bu arada çamlıhemşine 1-2 km kala saolda bi PO var. Aldırmadan geçtim. Ne de olsa merkezde PO varır diye düşündüm. Kandaki adrenalin miktarı artmış şekilde PO sordum amca bana burda PO yok dedi.
– ayder de var mı?
– Yok
– tek az önce geçtiğim PO muydu?
– Evet
– haydeee…
baktım depo yarım bu depoyla gidilmez topuk geri 20 km ardeşen egel. 20 km tekrar dön vs vs…
çamlıhemşin in hemen çıkışında yol ikiye ayrılır. Soldan ayder yaylasına, sağdan zilkale ve çad a. Döndüm zilkale yoluna az sonra yol bozulmaya başladı. Niğde yollarına döndü derken stabilize yola girdik. Kısa bir süre sonra beton yola girdim önce ben bu yolu köprü sandım fakat git git hep beton entereasan. Bu beton yol taaa şenyuva ya kadar var. Ben ilk kez hayatımda beton yolda seyahat etmiş oldum. Demek ki nasip rize nin yayla yolları imiş. Tabi bu güzel yol böyle uzun sürmez. Az sonra yine stabilize yol. Bu yol kısa sürdü. Yine beni hayrete düşüren yolların arnavut kaldırım taşlarından yapılmış olmasıydı. Taaa zilkale ye kadar eni boyu 8×8 cm ve 5×5 cm kalınlığında ki taşlarla döşeli yol. Allahım sen nelere kadirsin. Bu keyifli yol uzun sürdü. Sonra yine stabilize yol ve nihayet çat a ulaştım. Bu yolun manzarası çok ama çok güzel sisler içinde orman, orman içinde evler vadide inanılmaz coşkulu akan fırtına deresi fırtına gibi akıyor ismin hakediyor. Berrak buz mavis köpüklü su.
Çat köprüsünden geçerek çat a girdim. Epey bungalov evler, pansiyonlar var vs. Ilginçte bir ismi var cıncık mı cincik mi ne öyle birşey. Baktım dükkanın önünde iki amca oturur emekli tavırlarıyla benim halimi görünce gözlerini alamadılar. Çünkü zilkale ye gelmeden yağmur başladı bende yağmurluklarımı tozluklarımı bir güzel giymiştim bir de sabah kahvaltısndan beri hiçbir şey yememiştim. Saat 15:30 sularında. Bana baktılar sen harap ve yorgun gözüküyorsu dediler iyi dedim o zaman motoru park edeyim geleyim motoru park ettim üzerimdekileri çıkardım vardım yanlarına. Emmiler bana ne ikram edeceksiniz. Onlarda ne yersen dediler. O zaman bir muhlama alayım dedim.
-salata da yen mi?
-Olur
– içecek bir şey aldın mı?
– Sonra çay alırım
– buz gibi su dururken ne içecen
– olur
bu yukardaki muhabbet ten sonra üçüncü amca da yanımıza geldi. Bu ama aynı yaşar kemal e benziyor. Bir gözü seyirip duruyor. Muhabbet gırla. Yemeğimi yedim yolu sordum gidemezsem geri döner burda kalırım dedim. Böylelikle yerimi garantiledim. Onlarda bahçede dur çadırını kur dediler. Ancak gidebilirsen köprünün yanında mavi çadırlı bir kalıyor ortaköy e varmadan onun yanında kal dediler. Bende olur dedim. Işte şimdi o köprünün yanındaki mavi çadırın yanındayımsaat olmuş 05:02…
çadırın yanında nenesine çobancılığa gelmiş genç, güleryüzlü çocukla tanıştım. Beraber yerimizi ayarladık. Motoru hemen çadır kuracağımız yere aldım. Genç ben inekleri dağdan getirip köye gitmem gerek dedi. Yanımdan ayrıldı. Ben hemen çadırı kurmaya başladım. Haydaa polün üst kısmında ki eski yama yeri kırılmaz mı? Ne yapayım ne edeyim derken, yuvarlak sikkelerden birini düzleştirip pol çubuklarının içne soktum. Ve çadırımı kurdum. Hemen fırtına deresinden suyumu aldım ve bir an önce kahve içmek istedim. Ocağı yaktım bu arada kprünün karşısından bir kulube çeşme vari bir yapı hemen su kaynayıncaya kadar karşıya geçip çeşmeden şişeleri doldurayım dedim. Bir de baktım kapılı bir yapı. Kapıyı açtığımda ne göreyim 100 numara bir tuvalet. Dehşete düştüm içi fayanslı lavabolu musluklu tam bir tuvalet. Böylelikle tuvalet problemi de halledildi. Hava kararmak üzereyken çadır komşumun arkadaşı geldi.muhabbet ettik güzel bir çay demledi. Çayımız içtik. Hala çadır sahibi piyasada yok. Bu arkadaş gençlik sporda çalışıyor. Adı memiş. Memiş usta bu aralarda arıcıların olduğunu söyledi. Bu arılara da ayıların geldiğini ayıları korkutma k için belirli aralıklarla patlayan tüfekler olduğunu söyledi. Geçen gün yavrusuyla beraber ayıyı köylüler kovalamış. Şu anda ara ara dışarda tüfek patlamaları sesleri gelmekte. Yanımda fırtına deresi fırtına gib akmakta. Ortam sisli hava kapalı dur bakayım hava yarın nasıl olacak.
Benim planım yarın erkenden kalkıp, çadırı ve malzemeleri burda bırakıp verçenik yaylasına gitmek. Bu yayla burdan yaklaşık 7 km kadar. Yolların çok bozuk olduğunu söylediler. Boş motorla zannımca giderim. Umut ediyorum ki hava açılır. Burada bu yıla kadar havanın hep açık olduğun söylediler. Ama bu yıl dehşet doğru dürüst havanın güneşli olamdığını biçtikleri otların kurumadığını ve hatta bazı yerlerin hala biçilmediğinin kelamını yaptılar. Benim hala gelmeyen komşu fırtına deresine alabalık tutmaya gitmiş. Ama ne kendisi ne balıkları var.
Bu karadeniz yayları, sürekli yaşanır mı bilmem ama gelip görmeye gerçekten değer yerler. Heralde allah karadenzlilere ” siz zaten cennetteydiniz” deyip…
BUGÜN GÜNLERDE SALININ 4ü
04 08 2009
geceyi sisle bırakmıştık, geceleyin arar ara silah sesleri ayıları korkutup kaçırmak içindi. Ilerleyen zamanlarda ise muhtemelen sabah oluyor du hiçbirşey duymadım. Yalnız geceleyin balık avlayanların bir ara seslerini duyar gibi oldum. Uyumuşum.
Sabahleyiz saat 05 te kafamı dışarı çıkardım. Hava pırıl pırıl. Hemen kuru kuruya kahvaltımı yaptım . Gezi giysilerimi ayırdım. Hızla motora atlayıp ortaköy e 600-700 metre sonra ulaştım. Köprüden verçenik yaylası 7 km yazıyor. Boş motorla rahat bir şekilde verçenik yaylasına rahat bir şekilde ulaştım. Köprüden hemen sonra görülen piramit karartı verçenik dağı değil o dağ benim çıktığım ziyaret dağı. Bunu sonradan öğrendim. Yaylanın sonuna vardığımda yaylacılar ineklerini yeni yayladan çıkarıyorlardı. Ineklerle beraber yayladan ayrıldık.
-nereye çıkacan?
-aha şu karşıya
-orada ne arıyon?
Valla altın maltın aradığım yok
-o yoğarda ermenilerin mezarları var eskiden orada yaşamışlar
o dağın adı ne ne diyonuz?
-oranın adı ziyaret dağı ne biliim öyle diyiler
– tamam amca ben orda fotoğraf çekeceğim görüşürüz (adam şüpheli şüpheli baktı gene de)
yukarıda ki muhabbetten sonra çobandan ayrılarak ziyaret dağına büyğk bir hevesle çıktım. Büyğk büyğk kayalardan geçerek, bazen geri geri inerek zirveye ulaştım. Verçenik dağının panoramasını ve kendimin fotoğraflarını çektim. Zirve yolu boyunca epey bir kekliği uçurdum. Çığlıklar ata ata uzaklaştılar. Bizim oralar da yaşayan dağ kargaları burada da var. Onlarla beraber inişe geçtim. Düzlüğe ulaşınca kayanın dibinde köpek hırlamasıyla irkildim. Aramız da düzgün ve seviyeli bir diyalog yaşandı. Pınarından su içtim ve çobanın yanına gittim.çoban gürci imiş. Çat pat türkçesiyle gayet iyi anlaştık. Ve vedalaştık. Yaşı 55-60 civarlarında idi güzel kokuyordu tam da çoban kokusu. Hafif kesif ama kendine has. Fabrikada çalışacağına çobancılık işiyle uğraşıyor. Biraz tarihten falan bahsetti ama pek bir sonuç çıkaramadım. Rusya da türkler ve kürtlerin çok olduğundan bahsetti.
Yanıma hiç su alamdığımdan iyice susamıştım. Köpekle muhabbetten sonra iyice suyumu içtim ve atgölü yaylasına devam. Atgölü yaylası oldukça büyğk bir göl, gençler oraya balık avlamaya gelmişler biraz sohbetten sonra kapılı göllerine ve verçenik dağına yöneldim.
Ben ilk aşıttan sonra oraya varacağımı hesap etmiştim. Ama o da ne yeni bir göl. Göle inip yine bir aşıttan geçmem gerekiyordu. Gölün adını ise yeşil göl koydum. Çünkü yemyeşil gözüküyordu. Yine büyük kayalardan sekerek yeşil göle ulaştım. Kaynağından kana kana su içerek aşıta yöneldim. Aşıtta karadeniz de ki ilk kar ile buluştum. Kardan sonra kapılı göller ve verçenik dağı. Klasik fotoğraflarımı çektim. Bayağı da çok dağcı göl kenarında gözüme çarptı. Onlara ladırmayıp aşağı doğru yöneldim. Bir iki atraksiyondan sonra verçenik yaylasın motorun yanına ulaştım.çocuklar la az bir sohbetten sonra kamp yerine döndüm. Kampı topladım. Kampı toplarken iki turist dişi ve erkek atv motordan güzel bir selam vererek geçtiler. Buralar tam da atv lik yerler hakikaten.
Yine çuf çufumlan yavaş yavaş polivit yaylasına gitmek maksadıylan aşağı yöneldim. Çat yaylasında cancıkta etli kavurma yedim. Fazla durmadan hemen yola çıktım. Şenyuva köyünden sağa pokut yaylasının yoluna girdim. Genellikle yolların ilk 500 metresini atlatırsan ondan sonrası gelir. Önceleri bozuk olur. Yaklaşık 2 km kadar yoldan devam ettim. Ama yol sürekli bozuk ve kötüleşiyor. Bir virajdan döndüm motor artık gitmem dedi. Motoru döndürürken yana devrildi. Ilk yana yatma olayını da yaşadım. Motoru kaldırdım. Geri geri uygun yere getirip park ettim. Bu yolu tamamlayamayacağım aşikardı. P planından vazgeçip k planına geçtim: kavron Hava da artık akşam üzeri. Inişte bir evin önünde drdum hemen su içtim o esnada amcanın biri iyi ki gitmediğimi, yolların daha da kötü olduğunu söyledi. Bende hızla çamlıhemşin ve oradan da ayder e geçtim.ayder de motor giriş parası almadılar. Gözüm listeye ilişti motorla ilgili bir ücretlendirme yapılmamıştı. Sen geç kıyağından sonra aydere girdim. Ayder in çıkışı çok kötü. Yollar dik değil ama çok çukurlu. Ayder den sonra çatala girdim. Bir an yolun yukarısına 10 m kadar girdim. Oysa yolun solundan girmem gerekiyordu. Durdum. Dönmek için biraz fazla kırdım yine devrilme. Hemen motoru var gücümle sağdaki yoldan devam. Sisler içerisinde yol bir türlü bitmemekte. Hava kararmak üzere farlar pek işe yaramıyor siste. Neyseki yukarı kavron yaylasına ulaştım. Ali şahin pansiyonda motoru park edip iki çay içtim. Çadırı kafeteryanın arkasına kurdum. Biraz pansiyonda takıldıktan sonra çadıra geçtim. Pilav pişirdim ama yiyemeden uyudum. Gece bir uyandım uşaklar horon tepmekte. Çıktım dolaştım. Sonra tekrar uyudum. Demek ki iyi yorulmuşum.
Ortaköy km si 2865 kmy.kavron a varış km si: 2943 km ortaköy yukarı kavron arası 78 km. Bu arada motorun yağ değişim km si geldi zannımca.
05 08 2009 çarşamba
bu sabah saat 05:10 civarında uyandım. Çadırdan kafamı dışarı çıkardım hava çok güzel gözükmekte. Hemen kahvatı yapıp yanıma bir öğünlük yiyeceği fotoğraf makinasını çantasının ön yüzüne yerleştirip yola koyuldum. Usul usul yayladan çıkıp klasik öküz çayırına doğru yol aldım. Acaba diye de içimden geçiriyorum soldaki sırtlara çıkıp karşıdan panorama mı alsam diye. Bundan vazgeçip öküz çayırına giden yolun sağ taraftaki sırttan yükselmeye başladım. Taşların (ki bunlar büyğk kayalar) üzerinde seke seke öküz yatağı gölüne ulaştım. Bu gölün sağ tarafında ki sırtları takip ederek kaçkarlar dağına yaklaşmaya başladım.bu bölgede inanılmayacak kadar sivrisinek var. Bunu montu çıkarınca anladım. Montu çıkarıp durunca kollara ve gövdeme bir sürü sivrisinek konmaya ve ısırmaya başladı. Tekrar montu giydim. Durmadığın sürece ve rüzgar estiği sürece sivrisinek problemi yok. Yol arkadaşı olarak öküz çayırının sağındaki zirveye çıktım. Bir kaç zorlu iniş ve çıkışla bunu başardım sonra fotoğraflar çekerek sırt hattı boyunca öküz yatağına doğru yöneldim. Öküzlü çayırlı fotoğraflar çektim. Bu sırtın vadiye bakan yamacında balkon şeklinde suların çıktığı yemyeşil bir bölge var. Burada 5 yerden su çıkmakta. Kamp alanı 3-4 çadırlık yer var. Çok çok güzel sevimli bir yer. Adı balkonlu çayır. Harika bir yer. Bizim çömçe gölünden çok daha güzel bir yer.
Öküz çayırı kamp alanına inerek öğle yemeğimi saat 12:00 sularında yedim. Büyük deniz gölü sırtına doğru yükseldim ve sırta ulaştım. Burda asıl fotoğrafları deniz gölüne inerken sol sivri kulede yaptım. Buraya herhalde benden ve keçilerden başka çıkan yok. Çünkü bu sivrinin boynunda keçi ayak izleri gördüm. Bunu solundan deniz gölünün batısına doğru indim. Yine pınarların başından suları içtim. Yukarıdan gölün kenarında bayağı kişiler var. Burdan göllerin kenarına inip hemen kuzey boynuna vardım. Sırttan büyğk ve mavi olan karadeniz ve yukarıda küçük olan yıldızlı deniz gölünü izleyip fotoğrafladım. Bu göllerin hepsi patikalarla birbirine bağlı. Karadeniz gölünün aşağısındaki vadi yukarı çaymakçur yaylasına indirir. Yıldızlı deniz gölünden geçip giden aşıtın adı çaymakçur aşıtıdır. Bu aşıt ????? yaylasına ve sonra olgunlar köyüne ulaştırır.
Yavaş yavaş artık yukarı kavron yaylasına inmek gerekiyor. Günün sonunda bayağı yorgun olduğumu anladım. Bu 3-4 günün yorgunluğu olsa gerek. Yukarıda ki deniz gölünde fotoğraf çekmek için makinamı çıkardığımda konuştuğum adam –anaa bu leica nın aynısı hiç bir farkı yok 500 euro bundan pahalıya aldım dedi. Eh işte yine ortak bir dil yakaladık. Yalnız makina adamın yanında yoktu. Belli kelli telli bir adam. Hayatımın herhalde en ağır yürüyüşüyle yukarı kavron yaylasına ulaştım. Hemen dolaptan bir bira kendime ısmarladım. Güzelde oldu. Bugğnğn sonunda motor km si: 0 km, dursun un km si: 20 km kadar. Günün sonunda bulut dağlarındn olan kemerli kaçkarların fotoğrafları da çekilmiştir. Yarın ki rotam bayağı maceralı geçeceğe benziyor. Çünküleyinm sırt yaylasının yollarının pek iyi olmadığının duyumlarını aldım. Du bakalım ne olecek. Hayırlısı…
06 08 2009 perşembe
bugün keyfime göre sabah 06:30 civarlarında çadırımın fermuarını cııırt diye açıp dışarı baktığımda hava tamamıyla açıktı anlaşılan sıcak bir gün olacak. Biraz daha uzandıktan sonra kalkıp yaylanın soğuk sularıyla traş oldum. Bugün motorun bakımını kimse uyanmadan yapayım dedim. Önce yağı değiştirme gerekiyor idi. bu sıra kendimce. Hemen 1,5 litre pet şişeyi arkasından kestim yağ çevreyi kirletmesin diye. Motoru biraz ısıttım yağ değiştirme somununu açıp yağın pet şişeye akmasını sağladım yağ akarken bujiyi söktüm ve değiştirdim. Motoru biraz yan yatırarak yağın tamamen akmasını sağladım. Bu sıralarda insanlar yeni yeni uyanmaya başlıyorlardı. Işim bitince motoru biraz çalıştırdım çadır kahvaltısını yapıp hava iyice ısınmaya başlamadan çadırımı topladım. Bu karadeniz i sissiz ve yağışsız hiç sevmedim desem yeridir. karadeniz=sis=yağış=orman=büyü=vs=vs gerçi birkaç gündür hava açık ama o da benim şansıma mı desem şansızlığıma mı bilmem. Dağların fotoğrafları için havanın açık olması güzel ormanlık alanda ise kötü. Sis ormanı daha ihtişamlı ve gizli yapıyor.
Toparlanıp yukarı kavrondan ayrıldım. Amacım ormanlık alana indiğimde şirinlerin o kırmızı benekli mantarlarını çekmek. Sürekli gözüm ormanın içinde, derken ilk kırmızı benekli mantarı buldum ama epey içi geçmişti. Ormanın içinde biraz dolaştım ama nafile… beyaz mantarların olduğu yerde durarak ormanın içine girdim. Ilk gördüğüm kırmızı benekli benekli mantar bardak altından daha büyüktü. Derken birkaç tae küçük gördüm ve şipşakladım. Az daha aşağılara inince insan elinin çok olduğunu gördüm. Ayder den geçip ardeşen e ulaştım. Yakıt ikmali yapıp (18 tl) pirinçlik yolunu buldum. Biraz karışık ama problemsiz. g.e’ teki gibi herşey yolunda. Yukarı durak köyüne kadar sorunsuz ulaştım. Geçtiğim yollar verçenik yolundan daha iyi durumdaydı. Epeyde yükseldim. Bir yerde çamurlu yolda motoru stop ettirdim. Birazda yorgunluktan olsa gerek içimden pek gitmek gelmedi. Ikinci plan A vardı (avusor) ama geri döndüm. Ardeşen öğretmen evine uğradım yer yok. Ordakiler doğa sporlarıyla uğraşan birini aradılar sırt yaylasına kamyonla gidiyorlar diye telefon görüşmeleri yapıldı. Bilgi aktarımının yanlış olmasından şansımı kaybettim. Kamyonculara motoru da kasaya atıp götürün denmiş oysa ben motoru öğretmen evinde bırakıp gideceğimi söylemiştim. Adamlar benim telefonu bir daha açmadılar. Daha doğrusu hiç açmadılar. Bana yardımcı olmaya çalışan süleyman hoca işyerine çağırdı. Sigorta acentası var. Biraz muhabbet ettikten sonra sıra otel ayarlama işine geldi. Pek iyi oteller olmadığını bazılarının 3 yıldızlı olduğunu ama ilgilerinin olamdığını söyledi. En iyi yeri aradı ve durumu bağladı. Hemen ondan ayrılıp otele yerleştim. Iyice yıkanıp pür-i pak oldum. Kaç gündür su yüzü görmüyor beden neylesin. Sonra internet kafe ve lokanta aram işine girdim. Her ikisinde de başarılı oldum. Otele dönüp yattım. Sabah kalkıp ta otelin terasından dağlara baktığımda altıparmak dağları bulutların üstünde gözüküyor. Dedim bu bana ödül mü ne?hemen iki kare fotoğrafını çektim. Herhalde arşivde ki en kıymetli fotoğraf bu olsa gerek.
Karadenizlilerin neden yaylaları sevdiklerini çözdüm. Oysa ki bu yaylalarda pek birşey yok. Bol bol rezillik, güzel hava dışında ne var ki? Hep vadilerin arasında, ulaşımı zor vs vs. Kırsal kesimde yaşayan bizler ormanlık bir yer gördüğümüzde aman da ne güzel ne harika deniz ya. Karadenizlilerde ormansız bir alan gördüklerinde ( ve sessiz) aman ne güzel ne harika derler. Fark bu hoca.
Ardeşen çarşısını gezip gözlemlediğim de şehirlerin pek temiz olmadığıdır. Biraz insanları adana’ lılarıntarzına benziyor. Düğün kornaları burada da var. Kadınların kapalılık oranı fazla, yurdum insanı her yerde aynı. Bir de bu karadeniz yaylalarında silah sıkmanın ötesinde torpil patlatma daha beter. Torpiller ayıları korkutmak için veya biz burdayız demek için iyi bir yöntem olabilir. Ancak önüne gelen 10 yaşından 55 yaşına kadar herkesin ilgi alanına giriyor. Bu kişiler pat sesini duymaktan zevk alıyorlar çok kötü bir durum. Geçenlerde büyük deniz gölünün orda pat pat sesleri sık sık duyuluyordu meğer 45 yaşlarında adamın biri göllere yürürken torpilleri kurup kurup patlatıyor. Aynı olay kavron yaylasında da olmakta. Hani köyde bir köpek havlar da diğerleri ona eşlik eder ya bu torpil patlatma olayı da aynı. Yaylada biri patlatıyor ve gerisi geliyor.
Yine yaylalarda kötü bir olayda havai fişek olayı gece 10-11-12 gibi arda gümlemeler geliyor. Yaylacı işletmeciler bunu bir an önce fark edip önüne geçmeleri gerekiyor. Yoksa ayılar kimlik değiştirecek.
Green otele varış: 3053 km
kavrondan ayrılış: 2943 km
yukarı kavron-ardeşen-durak köyü-ardeşen:110 km
07 08 2009 günlerden cuma
günün esprisi: bu taşlardan bizim köyde daha çok ve güzeli var.
Sabah uyanıp terasa çıkarken gördüğüm altıparmak manzarası hemen kayıt ortamına almakla güne başladım. Kahvaltı yapıp artık klasik turistlerin gezdiği yerleri gezip dönüşe karar verdim. Ilk önceki amacım uzungöl- sümela manastırı -samsun ve amasya da uyumaktı. Yola çıkınca tabi ki fikirler ve kaderler değişir. Yine google earth ün faydasını gördüm. Of’ ta vadiye girersem beni uzungöl e götürür. Doğrusu bu. Of ta hiçbir uzungöl levhası olmadan vadiye girdim. Herhalde 15-20 km sonra koyukahve levhayı gördüm ve yuh dedim. Bu levhadan önce kaç yön levhası olması lazımdı diye, yollar güzel kıvrıla kıvrıla uzungöle ulaştım. Ilgili fotoğrafları çekip of a geri döndüm.uzungöl de pansiyonlar çadır yerleri oldukça yaygın. Amacım burdan sürmene ye geçip orda katlana ve şimşir ağacından yapılmış kaşık çatal satın almaktı. Sahil yolundan çıkıp sürmene nin centrumuna girdim. Zabıtalara durumu anlattım onlar da beni iyi kötü yeni camiye doğru yönlendirdiler. Bu kaşıkları yapanın emekli öğretmen olamyı ———- mühendis olduğunu söylediler. Yeni camiye doğru yol alırken çay hanede iki yaşlı amcaya kaşıkları ve kaşıkçıyı sordum. Iyi anlaşılmadığından yanlarına gidip oturdum. Meseleyi anlattım, bu de o kaşıkları yapanın kimyager olduğunu ve orta mahalle olduğundan belki ……………. olmayacağından bahsetti. Israrla bunu çok defa söyledi. Hatta kendisininde kaşık yaptığını ama katlanan kaşık yapmadığını söyledi. En sonunda ilk başta söylemesi gerekeni söyledi ohhh be. Bu kaşıkları bıçakçı avni usta da bulabileceğimi söyledi. Nihayet, şimdi sıra geldi avni ustanın yerini tarife o da uzun sürdü. Yani tam bir karadenizlilik durumua tanık oldum. Olayı size şöyle özetleyeyim.
— amca katlanır çatallı şimşir ağacından yapılmış kaşıkları nerde satıyorlar?
— şimdi o kaşıkları yapan adam orta mahallede oturir.benimde arkadaşim olir. Şimdi sana seni onin yanina götürecem de biraz uzak.
— amca kaşık…
— o usta orta mahalle de oturir. Belki yanında o kaşıklardan yoktir.
— amca kaşık
— bende kaşik yapayrum ama o kaşiklardan değil. Kaşıkları satan bıçakçı avni usta. Sen orta mahallede ki ustanın yanına gitme beki elinde yoktir. Boşa getmiş olirsin.
— amca kaşık
— bıçakçı avni usta benim kaşıkları da satir. Yalnız vitrine koymaz sıcakta eğilir. Kimileri yağda rengini değiştirir. Benimkiler öyle değil.
— usta kaşık
— şimdi seni bıçakçı avni ustaya göndereyim, de ki hacının yaptığı kaşıkları bana göster. Çünkü o tezgah altında kaşıkları saklir.
— usta kaşık
— avni usta yeni caminin yanında taksi durağına yakın. ( bu diyalog 6-7 kez tekrarlanır). O sırada hacının oğlu gelir, hemen aslında kaşık ustasının dedei olduğunu ilk kaşıkları onun yaptığını söyledi. Hacı da babasından bunu öğrendiğini anlattı.
— amca ben de tam kaşık ustalarını rastlamışım.
— yine avni ustanın yerinin tarifi orta mahallede ki ustanın yanına gitmenin iyi olmayacağı ve en sonunda garanti olarak avni usta da bulunacağını söyledi. Ohh be nihayet.
Uğradım avni usta nın yanına hikayeyi anlattım biraz hoşbeşten sonra kendilerinin de yedi göllere gittiğini ve yükleri göllere 7-8 saatten fazla taşıdığıklarından dem vurdu. Bu arada önüme kaşıklar yığıldı. Onları seçmeden evvel kaça sattığını sordum 15 lira abowww dedim içimden. Sonra kaç tane alacağımdan bahsetti. Ben yıllar önce 7 liraya alındığından ve şimdi 5 tanesine 50 lira ödeyeceğimi beyan ettim. Sayın satıcının içi tek gezen adama kaynadığından pazarlığı kabul etti. Aldım kaşıkları düştüm manastırın yoluna. Trabzon dan hemen sonra gümüşhane yoluna döndüm yol kalabalık. Maçka nın içinden geçip sümela manastırına ulaştım. Ortam kalabalık. Motoru park ettikten sonra vurdum kendimi manastırın yoluna. Molasız kıvrıla kıvrıla ulaştım manastıra. Ortamda hep türk turistler klasik. Hafta içi olmasına rağmen bayağı kalabalık ortam. Yalnız burda ki her yaşta insan dağ ortamına uyumlu. Genlerinde dağ adamı, yaylacı, obacı oldukları belli. Sorunsuz manastıra kadar gidiyorlar. Yani boyundan külaha gidip yayla yapmak gibi mesela. Bu mesafeyi katedenlerde sorun yok işte günün esprisi bu yolda çıktı.
Aşağıda içeri giriş ücreti 5 lira aldılar manastıra girişe de 8 lira istediler. Bu duruma kıl olan ben manastıra girmedim ve geri döndüm. Aşağıdan çektiğim fotoğraflarla yetindim. Hızla aşağı inip maçka da hükümet konağı karşısında yemeğimi yedim. Ve yola koyuldum. Harita da samsun trabzon arası 350 küsürlü km yi gösteriyor. göz(t)üm yemedi allahıma bastım gümüşhane ye amacım kelkit öğretmen evinde kalmak. Trabzon gümüşhane arası 18 liralık yakıtla ulaşılıyormuş. Zigana dan geçtik kelkite.
Bazen niğde den şikayet ederiz ama gümüşhane daha beter.
Kelkit e varış km si: 3477 km
green otelden çıkış km si: 3534km. Ardeşen- uzungöl- sümela- kelkit:424 km.
08 08 2009 cumartesi
kelkit öğretmen evi yeni yapılmış ve henüz doğru düzgün hizmete girmemiş bir yer. Devasa odalar ve odalarda 6-7 yatak. Bu odalardan birinde ben tek kişi olarak kaldım. Sabah saat 07 ye doğru kalkıp hazırlıklarımı tamamladım 07:30 gibi yavaştan yola düştüm. Bir zaman sonra üşümeye başladım. Tedbir olarak tozluklarımı ve maskemi taktım. Hava da yavaş yavaş ısınmaya başlıyordu. 2200 metrelik geçide çıkıp tekrar erzincan a inmeye başladım. Refahiye ye kadar molasız ulaştım. Refahiye nin içine girip sabah çorbasını içmekti amacım. Refahiye 4000 nüfuslu küçük bir ilçe ilçede durmayıp hemen ana yola geri döndüm. Ve opet te kahvaltımı yapıp yakıt ikmali yaptım. Refahiye aynı zamanda babannemin memleketi kendisi refahiye merkezli bir kadınmış. Yeşil gözlü bir kadın ruslar 1. dünya savaşında doğu anadolu ya girdiklerinde ilçeyi terk edip kaçmışlar. Daha sonra dedemle evlenmişler. Rivayet odur ki dedem nenemi kaçırmış.
Refahiye den sivasa kadar pek fotoğraf molası dışında durmadım. Çevre yolundan sivas kayseri yoluna çıkıp opet te çay ve yakıt molası verdim. Bu arada babamı aradım eğer köyde ise sarız a gidip 10 dönümlük ekinin tohumlarını içeri atmaya yardım etmek için. Biçerin bu akşam tarlaya girecceğini söyleyince rotayı değiştirdim. Kayseri sivas arası 200 km iken sivas sarız mesafesi de şarkışla pınarbaşı üzerinden 200 km kadaardı. Şarkışla ya ulaşıp pınarbaşı üzerinden sarız a gittim. Bu tali yol niteliğimde olup başları virajlı ve bakımsız. Pınarbaşı ya yaklaştıkça yol giderek düzelmekte. Sarız ise hemen hemen duble sayılır. Cumartesi öğlen son köye (gümüşali ) ulaştım. Akşam üzeri biçer tarlaya girdi. Tarlanın 2/3 ü kesildikte sonra akis kesmesi nedeniyle tarla biçme olayı pazartesiye kadar uzadı. Salı sabahı buğdayı içeri atıp erkenden kayseri yoluna düştüm. Yeğen erdal askere gidecek. Akşam 15:30 otobüsüyle yeğeni istanbul güzelyalı ya 12 aylık yedek subay olarak gönderdik.çarşamba yı yat olarak geçirip perşembe öğle sonu niğde ye hareket. Akşam üzeri niğde ye varış. Gece yatıp sabahtan tuz gölü faaliyeti.
Niğde ye varış km si: 4284 km
niğde de çıkış km si: 1666 km
toplam karadeniz turu: 2618 km….
.
.

Bir Cevap Yazın